Elveda güzel ay

  • Mehmet Ali Şengül
  • Mehmet Ali Şengül
    16 Haz 2017 18:32
    Kararmış gönülleri aydınlatan, kirlenmiş uzuvları temizleyen, müminleri sevindirip şereflendiren mübarek Ramazan-ı şerif’i vedaya az kaldı. O şerefli misafire sahip çıkıp, feyiz ve bereketinden istifade edip, hasret ve hicranla uğurlayanlar olduğu gibi, Ramazan-ı Şerif’ten hiç haberi ve nasibi olmayan, günah ve haram seylapları içinde ömrünü çürüten insanların sayısının da az olmadığı muhakkaktır.
     
    Bu şerefli misafirden haberi olmadığı halde, hakikatlere susamış öyle samimi, müsait insanlar vardır ki, bu şerefli misafiri onlara anlatmak, sevdirmek de bize terettüp eden bir vazifedir. Bizler birer itfaiye eri gayretiyle, ebedî saadetin kaynağı olan iman ve Kur’an’ın güzelliklerini, huzur kaynağı olduğunu tebliğ ve temsil yoluyla anlatabilsek; zannediyorum ki, binlerce kişi bu hakikatlerden, Ramazan-ı Şerif’den ve orucun feyiz ve bereketinden istifade edecekler ve saâdet-i dâreyni elde etmiş olacaklardır.

    Karşı tarafın kabul etmesi, sunumun kaliteli ve samimi olmasına bağlıdır. Onun için şu üç şeye önem verilmesi gerekiyor.

    1) Yapılacak her işi Allah için yapmak ve Hz. İbrahim aleyhisselam gibi tam tevekkül ve teslimiyet içinde olmak,
    2) Elde edilen bütün başarı ve güzellikleri hep Allah’tan bilmek,
    3) Hiç bir zaman ümitsizliğe düşmeden, yapacağı işlerini  kararlılık içinde yapmak.

    Çünkü; “İnsanı da, yaptığı işlerini de yaratan Allah’dır.” (Saffet/96) Öyleyse mümin inandığı gibi yaşamalı ve inandığı dâvanın vecibelerine uygun hareket etmelidir. Zira Allah, sıfatlara göre muamele eder.

     Allah, neye değer veriyorsa ona değer vermek, Allah’a saygının ifadesidir. Peki Rabbimiz neye değer veriyor? Elbette ki imana. Onun için bütün peygamberleri bu iş için göndermiştir. Hatta Efendimiz (sav) için; “Habibim senin vazifen tebliğdir.” (Şûrâ/48) buyurmuşlardır.

    Müslümanlığın sadece Ramazan-ı şerif ayına mahsus olmadığı muhakkaktır. Binaenaleyh, diğer bütün emir ve yasaklara, bir ömür boyu aynı şekilde saygılı olmak zorunda olduğumuzu unutmamak lazımdır. Her vesileyle İslam’ın emri olan bu hakikatleri sevdiklerimize, dostlarımıza, imkân elverdiği ölçüde herkese hatırlatmak vazifemizdir.

    Teşrifiyle bizleri sevindiren, ayrılışıyla mahzun ve mükedder eden, ayrılışı içimizde bir hasret ve hüzün bırakacak olan mübarek Ramazan-ı Şerif’i, yer yer pazartesi perşembe günlerinde tutulacak oruçlarla hatırlamalı ve bir yıl boyu özlemini ruhlarda yaşatmalıyız.

    Seneye kime nasip olur veya olmaz onu Allah bilir. Ramazan-ı Şerif’in ayrılıp gitmesi, bütün canlıların da dünyada misafir olduğunu ve bir gün her şeyin ayrılıp gideceğini hatırlatmakta, insanları ciddi bir murakabe ve muhasebeye davet etmektedir.

    Mü’minler, gücü yettiği kadar değerlendirip kazanmaya çalıştıkları bu mübarek Ramazan-ı Şerif’in feyiz ve bereketini zayi etmemeye gayret etmeli, Onun kıymetini bilmeli ve bir yıl hasretiyle yanıp tutuşmalıdırlar. 

    Sayılı günler ne çabuk geçiyor! Bayramla şereflenildiğinde, Ramazan’ın ilk gününü hatırlayarak, ‘Allah Allah, ne çabuk geçti bu günler!’ Diyeceğiz.
           
    Cenab-ı Hak âhirette soracak; ‘dünyada ne kadar kaldınız?’ 
    -Bir gün veya daha az, diye cevap verilecek.

    Hz.Üstad fâni olan dünyayı ne güzel ifade etmiştir: “Eyvah aldandık, şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Şu güzeran-ı hayat bir uykudur, rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür bir rüzgar gibi uçar gider.”  (17.Söz) Evet, dünyaya sığmayan nice nemrud, firavun ve deccallar, zalim ve gaddarlar bu misafirhaneyi terk edip gitmişler, sessiz şehirde ses ve solukları çıkmadan, bir metre çukurda yatmaktadırlar.

    Cenab-ı Hak Haşir suresi 18. ayette: “Ey iman edenler! Allah’ın azabına mâruz kalmaktan korunun. Herkes yarın âhireti için ne gönderdiğine dikkat etsin. Allah’ın azabına dûçar olmaktan korunun. Çünkü Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” buyurmaktadır.   
         
    Başta Kainatın yaratılış vesilesi İnsanlığın iftihar Tablosu Efendimiz Hz.Muhammed (sav) olmak üzere, oraya kim gitmemiş ki biz kurtulalım! O halde bize düşen vazife; her an oraya gitmeye hazır olmak ve hazırlıklı bulunmaktır. 
          
    Ramazan-ı Şerif’in bu son günlerini bu şuurla değerlendirmeyi, Rabbimiz tarafından affedilmiş, cehennemden âzât edilmiş olarak bayrama ulaşmayı bütün ehl-i imana nasip eylesin. 
    Amin

    Mehmet Ali Şengül
    [email protected]
    16 Haz 2017 18:32