Üç ayların son on günü

  • Hüseyin Kara
  • Hüseyin Kara
    16 Haz 2017 19:07

    Hicrî takvimin ayları içinde üç 10 gün vardır ki Allah’ın nezdinde çok kıymetli zaman dilimleri olarak yer almaktadırlar. Bunlar; muharrem ayının ilk on günü,  zilhicce ayının ilk on günü ve ramazan ayının son on günüdür. Son ikisi bayramlarla biterken, ilki de aşure ile bitmektedir. Fecr suresinde Allah bu on günlere yemin ederek (Ve leyalin aşr) kıymet ve değerlerine vurgu yapmaktadır.  Kadir gecesinin de içinde bulunma ihtimalinin en yüksek olduğuna inanılan bu on günlerden en kıymetlisinin manevi havasını teneffüs etmekteyiz. Üç ayların son günleri ve de ramazanın son demleri bu gün ve geceler,  yaşayacak olanların önüne tam bir yıl sonra yeniden çıkacak.


    Üç aylar takriben 80 gün önce başlamıştı. 90 günlük manevi maratonun son on günlük en bereketli etabı kaldı. Finale doğru koşuyor Müslümanlar. Geride kalan mübarek aylar, gün ve geceler kim bilir Müslümanların üzerlerinden ne günahları sıyırıp aldıkları gibi ne büyük sevaplar da yüklediler Allah’ın izni ve inayeti ile. Ramazan bayramı ile sonlanacak olan bu on gün içinde bir de kadir gecesi kamet-i kıymetine göre değerlendirilirse artık bayram yapmaya hak kazanmış olunacak demektir. Böylece bir Üç aylar daha hayatımızda misafirliğini bitirip bizlere elveda demeye hazırlanıyor. Tabii ki ramazan da.


    Kadın-erkek her Müslüman kendi vicdanının sesine kulak verip bu aziz misafirleri nasıl ağırlayıp uğurladığına kendisi muttali olarak karar verecektir. Gelişlerinden hoşnut olup gidişlerine üzülmelerini mümin vicdanında hisseder. Eğer üç aylar misafirini ve özellikle ramazanın oruç ve teravihleri bizlerden memnun olarak ayrılırlarsa ve gittikleri yerlerde bizlerin lehine memnuniyetlerini bildirirlerse talihlilerden olunduğumuz söylenebilir. Yok eğer o sıra üstü kutlu zaman dilimlerini sıradanlaştırıp, normal zamanlara katıp göndermiş isek yazık oldu üç aylara, yazık oldu mübarek gecelere, yazık ettik oruçlara ve teravihlere, boşa gitti iftarlar ve sahurlar demektir ki en pahalı sermayemiz olan ömrümüzden en değerli zamanları zayi etmişiz. Dolayısıyla telafisi mümkün olmayan bir zarar ile karşı karşıyayız. Üç aylar başladığında ramazan bayramını çok uzaklarda görenler, 90 günü bitmez sananlar bir kez daha yanıldıklarını anladılar. Meğer göz açıp kapayıncaya kadar denecek kısa sürede nerede ise üç aylar bitti ve beklenen bayrama sayılı günler kaldı. Hele orucu tutulması çok zor bir ibadet zannedenler, teravihleri bitmeyen namazlar olarak düşünenler de ters köşe oldular. Meğer hepsi misafirmiş, Yılda bir kez kapımızı çalan kutlu bir misafir. O misafire i’zazda bulunanlara Aziz ve Celil olan Allah izzet ve şeref bahşetmesine vesile olacak.

            

    Allah’ın kaliteli kulları her zaman olduğu gibi bu defa da bu üç aylara, içindeki mübarek gecelere, ramazan ayına ve içindeki oruca, teravihlere ve sadaka vermeye hayatının son üç ayları, son mübarek geceleri ve son ramazanı imiş gibi bakarak;  bu aziz misafir bir yıl sonra tekrar geldiğinde beni bulamayabilir. Onlarla bu dünyada son karşılaşmamız olabilir duygusu ile bu Allah’ın aziz misafirlerini bağrına bastı, onlara gönlünü açtı ve onları memnun etmek için elinden gelen her çabayı sarf etti. Gücü yettiğince bu aziz misafirlerle ilgilendi, onlara Allah’ın bir emaneti olarak baktı. İçinde bulunduğu şartlar ne olursa olsun müminlik nezaketi ile misafirlerini ağırladı şimdi de uğurluyor.

               

    Üç ayların ve dahi ramazan ayının son on günü, mukaddes gün ve gecelerin bitişe doğru gitmesi ile beraber manevî kazanımların da tavan yaptığı zaman dilimleridir. Yıl içinde eşine az rastlanan bir manevî zenginlik kaynağı olduğu izahtan varestedir. Makbul olan amellere verilecek sevapların dünya ölçüleri ile tartılamayacak kadar yüksek olduğu bilinmektedir. Gök ehli yer ehline gıpta nazarı ile bakmakta ve onlara kadir gecesinde indirecekleri bereket, sekine ve rahmet için Allah’ın iznini beklemektedirler.

            

    Elbette kolay olmadı bu 90 günlük ibadet-taat maratonunu arızasız, kusursuz bitirerek bayrama ulaşmak. Bir taraftan şeytan ile, bir taraftan nefis ile verilen zorlu mücadele sonunda bu zafer Allah’ın yardımı ile elde edilmiştir. Hele hele son yıllarda akıl almaz mağduriyet ve mazlümiyet imtihanların-dan geçen kadın-erkek hizmet ehli insanların bu zor şartlar altında dahi  taviz vermeden ve hiçbir şeye takılmadan yaşadıkları üç aylar hayatlarında çok büyük ehemmiyete haizdir. Bir taraftan ramazanlaşma, diğer taraftan Kur’anlaşma gayretleri ile geçirilen ramazanın gelecek ramazan ayına kadar sağlayacağı manevi koruma hepimiz için çok önemli feyiz ve berekete sebep olacağına imanımız tamdır.

          

    Ramazanın son on günü aynı zamanda cehennemden azad olma gün ve geceleri olarak da ayrı bir keyfiyet barındırmaktadır. Bayrama doğru akıp giden son on gün cehennem azabından kurtulmak isteyenlerin dua dua yalvarmalarının tam mevsimini işaret etmektedir. Müminin hayatına hakim olan ‘’Beynel havfi verreca’ düsturu da zaten bunu gerektirir. Çünkü gerçek mümin sevaplarının çokluğundan fahirlenen değil, günahlarının çokluğundan veya yeterince kulluk yapamayışından hayıflanır. Sevaplarını hatırlama yerine günahlarını hiç unutmadan onlar için tevbe ve istiğfarda bulunan mümin işin doğrusunu yapmaktadır. İşte bu son on gün tam da bu gibi kullukların sergilenme vakitleri olsa gerek.

            

    Bu son on günün ve gecelerinin ne kadar kıymetli olduğunu anlamak için bir de Efendimiz aleyhi ekmelüttehayayı Medine’de takip ettiğimizde görüyoruz ki o dünya ile bir şekilde irtibatını kesip tamamen Allah’a ubudiyete tahsis ediyor. Aralıksız dokuz yıl aynı günlerde aynı işi her zaman yapıyor. İtikâf böylece müekked bir sünnet olarak Müslümanların hayatlarına da girmiş oluyor. Her bölgede mutlaka birkaç mümin bu sünnet-i kifayeyi yerine getirmeli ve böylece kıyamete kadar bu güzel adet devam ettirilmelidir. Böyle kutlu bir zaman dilimi yakalamışken dertli sineler rahmet kapılarının ardına kadar açık,  yılın en mübarek gecesinin olma ihtimali çok yüksek olan kadir gecesinin feyiz ve bereketinden de istifade ederek ; fert olarak, aile olarak, hizmet şahs-ı manevisi olarak ve millet ve ümmet olarak bunca dertlerin ve sıkıntıların içinde ağır bir biçimde imtihan olan bizler için çok büyük bir rahmete vesile olacağından asla şüphe yoktur. Yeter ki muzdar bir gönül ile kainatın sahibine teveccühte kusur etmeyelim.


    Allah’ım bizler zayıf kullarınız. Bizi tahammül gösteremeyeceğimiz dert, bela ve musibetlerle imtihan etme ne olur. Kazanma kuşağında kaybedenlerden olmayalım. Bunca çektiklerimize rağmen Sen bizlerden razı isen mesele yok. Bunlara sabreder ve tahammül gösteririz. Yeter ki inayetini üzerimizden çekme ne olur. Senin bizler için takdir buyurduklarına bizler razıyız. Hiç bir itirazımız yok, zaten olamaz da. Çünkü Sen bizim Rabbimizsin, bizler de Senin günahkar kullarınız. Bizleri ıslah buyur. Zalimleri de ıslahları mümkün değilse onları da imha ve ifna buyur. Kır güç ve kuvvetlerini de başka zalim ve gaddarlar derslerini alsınlar.

            

    Hizmet insanları olarak kadın-erkek çoklarımız için bu bayram hayatımızın en buruk bayramı olacak, Yalnız, kimsesiz, güçsüz ve dostsuz, üstelik pek çok derde giriftar olarak bayrama ulaşacağız. Fakat değil mi ki dünya fani ve de bir imtihan yeri. Değil mi ki her şey geçici ve bakı olan bir ahiret alemi var. Değil mi ki bütün bunları görüp-duran büyük Rabbimiz var. Öyle ise ne gam. Bu süreçte ebedî Firdevsteki gerçek bayramı bekleyecek kadar sabır kahramanlığına namzet olduk zaten. 


    Dr. Hüseyin Kara
    [email protected]

    16 Haz 2017 19:07