15 Temmuz akşamı neler yaşandı

TR724.com yazarı Gazeteci Yazar Veysel Ayhan Kontrollü Darbe ile ilgili yazısı dizisine devam ediyor...Bugünkü yazıda
 Veysel Ayhan / TR724.com


15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece uzun ve kanlı olacaktı. 6-7 Eylül 1955 olayları sonrası Cumhurbaşkanı Celal Bayar, İstiklal Caddesi’ndeki korkunç hasarı görünce, etrafındakilerin duyacağı bir sesle İçişleri Bakanı Namık Gedik’e “Galiba dozu kaçırdık” demişti

15 Temmuz akşamı için de belki bir devlet üst yetkilisi bir gün aynı şeyleri söyleyecektir.

Genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarının, 1. Ordu Komutanı’nın suskunluğu, Erdoğan’ın sessizce bekleyişi ile ordunun yüzde 1,5’u emir komuta içinde bir darbe umuduyla sokağa çıkmıştı.

Korkunç bir tuzak kurulmuş, kurtlar tuzağın çevresine dizilmiş yalanıyor, sessizce avlarını yani “Allah’ın lütfunu” bekliyordu. Keşke avla yetinselerdi. Olanlar, işin içyüzünü bilmeyen masum halka ve linç edilen askerlere olacaktı.

AKAR’IN ASIL AMACI?

Hemen hemen tüm darbe zanlıları mahkemelerde girişimin emir komuta dahilinde yapıldığını zannettiklerini beyan ediyor. Akar’ın o akşamki saatlerce sessiz bekleyişi bu algının hedefine ulaşması için yetmişti.

3 KUVVET KOMUTANI DÜĞÜNDE

18.30’da Genelkurmay tarafından hava sahası kapatılıyordu. Ama nasılsa tüm komutanlar geç saatlere kadar darbe girişimini duymamışlardı.

Erdoğan’ın eniştesi bile darbeden haberdardı ama kuvvet komutanları habersizce(!) düğünde yakalanmayı bekliyordu!

Jandarma Genel Komutanı Galip Mendi Ankara Gazi Orduevi’nde.

Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal, 22 generalle Moda Deniz Kulübü’nde.

Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Bostanoğlu İstanbul’da Çınar Otel’de.

Akar, hava sahasını kapatıyor ama Havacı Abidin Ünal’a haber verdirmiyor. Ünal, hadiseyi ta 21.30’da eşinden öğreniyor.

Oysa tanıklıklar işin hiç de öyle olmadığını, herkesin olanları bildiğini ve sessizce beklediğini gösteriyor.

BUGÜN FAZLA YORMAYIN AKŞAM İŞİMİZ VAR’

Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal darbeyi 21.30’da haber aldığını söylüyordu. Ama 15 Temmuz günü uğradığı Yalova yaz kampında ağzından bir şeyler kaçırmıştı.

Harp okulunda okuyan oğlu darbeye iştirak etti diye tutuklanan, Adalet Yürüyüşü’nün sembol ismi Veysel Amca katıldığı televizyon programında şunları demişti:

“Benim oğlum Harp Okulu 2’den 3’e geçti. Yalova’da kamptaydı. Bunlara ‘plansız tatbikata gidiyoruz’ demişler. Otobüse koyuyorlar, 12’yi beş geçe. O gün oraya Hava Kuvvetleri Komutanımız geliyor teftişe. Orada emir veriyor, Bugün çocukları spora ve eğitime fazla yormayın akşam işimiz var.”

Tutuklu pek çok Harbiyeli bu iddiayı dile getirdi. O gün kampa katılan yüzlerce Harbiyeli bu konuda tanıklık yapabilir.

Tatbikata götürülüyoruz diye Yalova’dan otobüslerle alınıp köprülere götürülen yüzlerce Harbiyeli hala tutuklu. Ve bu Harbiyeliler bahane edilerek 16 bin 409 Harp Okulu öğrencisinin kazanılmış hakları ellerinden alınarak sokağa atıldı. Harp Okulları kapatıldı. Ama Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal göreve devam etti.

Akar ve kuvvet komutanlarının sessizlik ve suskunluğu  böylece darbe heveslilerinin ‘kalkışmanın emir komuta içinde olduklarını düşünerek’ sokağa çıkmalarına sebep oldu.

GECENİN SÜRPRİZİ: FİDAN-GÖRMEZ BULUŞMASI

Gecenin tuhaflıkları bitmiyor. MİT Müsteşarı Fidan, darbe girişiminin iyice alevlendiği 21.00 – 22.30 civarı Diyanet İşleri Reisi Mehmet Görmez’le yemek yiyor. Yani 9 şiddetinde deprem olurken! Görmez’in belki gerçekten haberi yok ama Fidan’ın hiçbir şey yokmuş gibi davranması onun bu senaryoda en emin koltukta oturduğunun net göstergesi. Görmez, darbenin ‘Kandilli’sinde ama girişimi eşinden telefonla öğreniyor ve ona “Ben de bu işi en önce haber alacak bir yerdeyim, onlar öyle bir şey demedi, belki terör saldırısıdır” demiş.

Peki, Fidan ve Görmez bu kızıl kıyamette darbe girişimi hakkında konuşmuyorsa ne konuşuyorlardı? En üst düzey din adamı, üst düzey istihbarat ajanıyla ne konuşur?

Bu garip görüşmede bir üçünçü kişi daha var ki izahı yok: Suriye Devrimi Muhalefet Güçleri Koalisyonu eski başkanı Muaz El Hatib.

Toplantı gündemi ne olabilir?

Sala ve ezan desek, orada konuşulmadığı ortaya çıktı.

Hatta Görmez’in bu konuda yalan söylediği anlaşıldı. Telefonu kapalı olduğu için kendisine gece 02.00’ye kadar ulaşılamamış. Sala ve ezanlar, Şeref Malkoç tarafından Memur-Sen Başkanı aracılığıyla Diyanet-Sen’e organize ettirilmiş.

Peki bu görüşmenin içeriği ne?

Fidan’ın, Muaz El Hatib’le görüşmesi normal. Müsteşar binlerce TIR silah gönderdiği bir cephenin eski lideriyle görüşebilir. Ama bu isimle Mehmet Görmez’in nasıl bir yakınlığı var ki aynı masada yer alıyor?

Evet tam bir Susurluk gizemi! Mit ajanı, din adamı ve muhaliflerin eski lideri…

Acaba gündem o gece SADAT kadrolarına yaptırılacak infazlar ve eski muhalif liderin ‘Ronin’leşmiş kadrolarından bu konuda istifade etmek olabilir mi?

Fidan’ın Suriye’ye savaş gerekçesi üretmekten bahsettiği, meşhur dışişleri konuşmasını hatırlayalım: “Şimdi bakın komutanım, şimdi biz gerekçeyse gerekçe üretilir. Ben öbür tarafa 4 tane adam gönderirim, 8 tane boş alana füze de attırırım.” Fidan’ın o gün dediği kabul edilseydi füzeleri muhtemelen Muaz El Hatip’in adamlarına attıracaktı.

Kendi ülkesini bombalatmaktan soğukkanlılıkla bahsedebilen bir insan 15 Temmuz senaryosu için neler yapmaz ki?

O sebeple 15 Temmuz gecesi için Suriyeli eski ‘Ronin’lerden istifade edilmiş olması akla çok uzak değil.

O.K. BİLMECESİ

Savcı Alpaslan Karabay, MİT’e ihbarda bulunan O.K.’nın (Osman Karacan) ifadesini almak istemişti, ama sonradan resmen MİT personeli yapıldığı için izin alamamıştı. Albay Ümit Bak’ın avukatı Tuncay Özcan’a göre O.K. iki yıldır zaten MİT’e çalışıyordu. Özcan, bu bilgiyi müvekkili olduğu pilotlardan aldığını söyledi.

Ancak ihbarcı binbaşının gizlice Ankara Başsavcısı Harun Kodalak ve Başsavcı Vekili Necip Cem Özçimen’e ‘Darbe olacağını MİT’e söyledim’ dediği Yeni Şafak  Gazetesi’nde yer aldı. Bu bilgi darbe olacağının bilindiği, ancak önlenmediği gerçeğini gu¨nyu¨zu¨ne çıkardı. MİT, o gün derhal bir açıklama yaptı. İhbarcı Binbaşının sadece Hakan Fidan’a yönelik bir eylem konusunda ihbarda bulunduğu açıkladı. Oysa savcılar, Abdulkadir Selvi’nin kitabında anlattığı ihbarın video kaydını isteyebilseler tüm tartışma bitecek. Tabi bu mümkün olmadı.

Savcılar, darbenin önceden öğrenildiğini deşifre eden bu bilgiyi “görüşme tutanağı”ndan çıkarıp resmi ifade haline getiremediler. İddianamelerde kullanmadılar.

Ama bu da yetmedi. Her iki savcı bu olaydan sonra tenzil-i ru¨tbe ile soruşturmadan alındı. Oysa Kodalak, AKP döneminde gündeme gelen ilk büyük yolsuzluk soruşturması olan Deniz Feneri Dosyasını kapatan savcıydı.

GECENİN KAHRAMAN GENERALİ

Tüm kuvvet komutanları düğünlerde her şeyden habersiz eğlenirken MİT’le koordineli olarak 15 Temmuz’u organize eden önemli bir isim vardı. Sanık beyanları ve iddianameler okunduğunda Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı’nın 15 Temmuz’un karanlık kutusu olduğu görülüyor. Aksakallı darbe girişiminden bir gün önce MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la 1 saatlik gizemli bir görüşme yapmıştı. O da Akar ve Fidan gibi meclis komisyonuna ifade vermedi.

Meclise davet edildiğinde ‘Suriye’de olduğum için bu hafta gelemeyeceğim’ dedi. Ama bir türlü Suriye’den dönemedi! İtham ettiği isimlerle mahkemede yüzleşmeyi kabul etmedi. Duruşmasız olarak ‘tanık’ sıfatıyla ifade verdi.

Kendi ifadesiyle “Gece (15 Temmuz gecesi) birçok kez MİT Müstes¸arı Hakan Fidan Bey ile görüs¸tük. Durumla ilgili bildiklerimi aktardım. Önceden tahmin ettiğim FETÖ’cü generallerin isimlerini paylas¸tım.”

CİNAYETE AZMETTİRMEK…

Aksakallı, darbeci olduğu iddia edilen Tuğgeneral Semih Terzi’nin babasının hastalığı dolayısıyla Ankara’ya gelmek için kendisini aradığını ve bunu kabul ettiğini söylüyor. Ama bu iddiasında kendinden başka şahit yok.

Genelkurmay’ın uçuş yasağı koymasına rağmen Tuğgeneral Semih Terzi’yi Diyarbakır’dan getirtmek için uçak gönderilmesini en yakın adamlarından Albay Ümit Tatan vasıtasıyla sağlıyor. Uçağın Ankara’dan kalkışı, Diyarbakır’a varışı, tekrar oradan havalanıp Ankara’ya gelişi engellenebilecekken engellenmiyor.

Ve Başbakan Binali Yıldırım’ın kalkışmayı açıklamasından 1 saat sonra 23.59’da Terzi Diyarbakır’dan havalanıyor. Güya darbe yapmaya geliyor ama ona refakat eden 24 personelden 20’si Aksakallı’nın askeri.

8 DEFA ÖLÜM EMRİ

Aksakallı, MİT aracılığıyla o gece 01.11’de TGRT ve 01.47’de NTV televizyonlarına canlı yayına bağlanıyor. Ama Semih Terzi’den bahsetmiyor. Oysa canlı yayında bu uçuşu ifşa etse belki Tuğgeneral Terzi Etimesgut’a hiç inemeyecek ve Gölbaşı’na intikal etmeyecekti.

Aksakallı, 3 yıldır koruma astsubaylığını yapan Ömer Halisdemir’i telefonla 8 defa arıyor. Semih Terzi’nin hain olduğunu söyleyerek öldürmesi emrini veriyor. Halisdemir, ÖKK binasının ağaçlık kısmına saklanıyor. Saat 02.16’da binaya doğru ilerleyen Terzi’ye arkadan 3 el ateş ederek vuruyor. Daha sonra Üsteğmen Mihrali Atmaca, Halisdemir’e 2 el ateş edip o da onu katlediyor.

Halisdemir daha sonraki günler kahraman olarak ilan ediliyor. Ama…

HALİSDEMİR’İ ÖLDÜRENİ TEBRİK ETMEK…

Sabah 10.00 sularında kışlaya gelen Aksakallı, Ömer Halisdemir’in cansız bedenine bakıyor sonra alnından öpüyor. Halisdemir’i şehit eden Mihrali Üsteğmeni cinayetten tutuklatması lazım ama bunu yapmıyor. Tuhaf bir şekilde darbeyi engellediği için tebrik ediyor.

Tuğgeneral Semih Terzi darbeci diye Aksakallı tarafından infaz ettiriliyor fakat Terzi’ye uçakta eşlik eden Binbaşı Fatih Şahin, “Uçakta Semih Terzi bana, ’TSK yönetime el koymuş, hazır olmalıyız, müdahale yapanlar bize de müdahale edebilirler” diye konuştuğunu aktarıyor.

İŞKENCECİ İŞBİRLİKÇİ Mİ?

Bir başka iddia Aksakallı’nın Genelkurmay’da sorgu odası kurup işkence yaptırdığı. Genelkurmay Protokol Personeli tutuklu Üsteğmen Kübra Yavuz, Aksakallı’nın yetkisi olmadığı halde Genelkurmay karargahında bir sorgu odası kurduğunu ve kendisine işkence yaptığını, ölüm tehditleri ile kendisine zorla bir ifade imzalattığını öne sürdü. Pilot Binbaşı Mehmet Sağlam da mahkemede, “Zekai Aksakallı ve Alay Komutanı Ümit Tatan’ın emri ile iki gün bize işkence yapıldı” demişti.

Aksakallı göründüğü kadarıyla 15 Temmuz’un kara kutusu. 15 ve 16 Temmuz telefon kayıtları, görüşme trafiği ortaya çıksa pek çok gizem aydınlanacaktır. Sadece 11 Temmuz’da başlattığı iddia edilen Konvansiyonel Olmayan Harekât (KOH) planı ve harekat listeleri hakkında bilgisine başvurulsa, kimin emriyle yaptığını açıklasa kafi gelecektir.

ERDOĞAN’IN DARBE’Yİ ÖĞRENME KOMEDİSİ!

15 Temmuz’un kilit ismi Erdoğan. Ama yaklaşık 10 yıldır TV’de kendisine soru sorabilen bir gazetecin karşısına çıkamadı. Çıkabilse belki pek çok şey aydınlanacak. Erdoğan’a soru sorulabilen son program NTV’de yayınlanan “Seçim 2007” programı oldu. Bu tarihi soru Kadir Çöpdemir’e nasip oldu. Çöpdemir, “Oğlunuz burslu okumasına rağmen nasıl gemi alabildi?” şeklinde bir soru sormuştu. Erdoğan bu olaydan dersini aldı ve bir daha TV’de gerçek gazetecilerin karşısına çıkmadı.

Erdoğan’a soru sorulamadığı için de istediğini diyor ve kimse “Niye böyle?” diye soramıyor.

Buyrun şu beş açıklamayı karşılaştırın:

1– Erdoğan’ın ilk açıklaması: “Değerli arkadaşlar bugün bilindiği gibi öğleden sonra bir hareketlilik ne yazık ki Silahlı Kuvvetlerimizde mevcuttu.” (Gece 00.30, İstanbul Atatürk Havalimanı)

Peki bunu öğrendin de ne yaptın?

2- Saat 16.00-16.30 civarında eniştemden bir telefon aldım (2 Temmuz Reuters’e yaptığı açıklama.)

Oysa Eniştesinin bahsettiği Beylerbeyi’ndeki hareketlilik akşam 21.30’da.

3- Saat 20.00 civarında haber aldım. (18 Temmuz, CNN International)

4- Saat 21.30’da eniştem beni aradı haber verdi. (20 Temmuz, El Cezire röportajı)

5- Saat 21.00 civarı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte masada oturuyorduk. Enişteden öğrendik. (25 Temmuz, CNN Türk canlı yayınında, Damat Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak)

Erdoğan’ın bu sözlerinden en kötü ihtimalle darbe girişimini 21.00 civarı öğrenmiş olduğunu çıkarabiliriz. Bütün TV kanalları emrindeydi. Ama 00.24’e kadar saatlerce bekledi.

Gece 00.24’te halka seslendi.

TV’lerin altyazılarına bile anında müdahale eden, ortalığı ayağa kaldıran Erdoğan niçin 15 Temmuz günü Cuma namazına bile gitmeden 6,5 saat sessizce bekledi?
12 Ağustos 2017 15:44
DİĞER HABERLER